Dağılıyoruz, toparlanmak zorundayız

Bilal Kayaaltı 26 Mayıs 2017 Cuma, 10:43

Sokakta, caddede yürürken, toplu taşıma araçlarında seyahat ederken, yüzleri gülmeyen insanlarla birlikte, beli bükülmüş, yaşı ilerlemiş olan anne ve babalara yer vermeyen bazı gençlerin acizliğine, ruhsuzluğuna şahit oluyoruz.
Toplumda müthiş bir saygısızlık, müthiş bir dağılma ve çürüme söz konusu.
Bazen toprağın altı daha hayırlı olduğuna kanaat getiriyor;sonra ise yeniden ümidimizi toplayarak "bir zaman sonra tekrar toparlanırız" diyoruz.
İnsanlar sokaklarda hiçbir amacı olmadan avare avare geziniyorlar. 
Kafalar bomboş. Akıllarda tek bir pırıltı, tek bir fikir tek bir sorgulama isteği bile yok!
Sanki öğretilmiş çaresizlik, insanları ablukaya almış; yılan gibi sımsıkı sarmış! 
Şöyle kafamızı kaldırıp etrafımıza bir baktığımızda;orta ve lise öğrencilerinin birçoğunun müthiş bir dağılma yaşadığını görebiliriz.
Her gün bu şehrin cadde ve sokaklarında korkunç manzaralarla karşılaşıyoruz.
Dünyadan kopmuş, aklını telefonla oynamakla bozan, kuytu köşelerde, yamaçlarda uygunsuz işlere imza atan bu çocuklar, üzerimize çömelmiş facianın ta kendisi olsa gerek.
***
Bursa'mızda bulunan birçok STK ve derneğin; sadece toplantı yapmak, ziyaretlerde bulunmaktan başka bir düşünceleri, dertleri olmadığı için dağılan tespih tanelerini bırakın bulmayı, tespihin yere düştüğünü bile fark edemiyorlar!
Birçoğunun farklı hesapları var;kimisi kira ve mekân derdinde, kimisi siyasi ikbal!
Sonu yalnızlıkla biten hayat hikâyelerine sıklıkla şahitlik ediyoruz artık. Kibir ve enaniyetten kabri, teneşiri görememenin, düşünememenin girdabında çırpınıp duranlar çoğaldı!
Epeydir taş ve betonlarla iç içe olduğumuzdan, topraktan uzaklaşıyor, merhametsiz ve cimri oluyoruz.
Dolmuşçu, taksici, otobüsçü ve yolcular... Herkeste bir sinir, stres ve ukalalık.
Bir an evvel toparlanmak, yere düşene el uzatmak zorundayız. Değerlerimize, kültürümüze sahip çıkmalıyız. BTSO Başkanı İbrahim Burkay'ın şu sözü geldi aklıma, "sanata ve kültüre önem vermek zorundayız."
Aynı şeyi, Cumhurbaşkanımız da söyledi; sanatı, sinemayı ihmal ettik.
Aslında sanat, hayatın değişmeyen bir gerçeği. 
Var olmayı, varlığımızın kaynağını bilmeden; incelmeden, incelikleri öğrenmeden kavrayamayız. Atalarımız açtıkları kalemlerinin çöplerini bile atmazlardı. Kalemin çöpüne bile saygı gösterir, edeplerini muhafaza ederlerdi.
***
Neden?
Çünkü Allah, kitabımız Kur'an da kalemin üzerine yemin ediyor! 
Yani Yunus'un dediği gibi; İlla edep, illa edep.
Bizler toplum olarak edebi unuttuk, unutturulduk!
İncelelim derken aslımızı arkaya attık,riyakârlık yaptık ve sonunda koptuk!
Ne olur ihmal edilen, toprağın parçası olan insana sahip çıkalım; akraba, komşu, dost ziyaretleri yapalım. Bursa'mızın sokak ve caddelerinde gördüğümüz, tanımadığımız hemşerilerimize selam verelim. Televizyonu, bilgisayarı ve telefonu ihmal edip, unutup, insan kardeşlerimize emek sarf edelim. 
Unutmayalım ki, arkadaş arkadaşın iyiliğidir. Hz Ali'nin şu sözüne baktığımızda, "Bir insan başkasını iyiliği için sadece azarlar, ona bağırıp da kötülük yapmıyorsa, o kişi dosttur."
Hayatımızdan hızla çekilen, kardeşlik, dostluk ve merhameti tekrar kazanmak zorundayız.
Şunu sıkça hatırlayıp, hatırlatmalıyız... 
Dikili bir ağaçtan yola çıkarak; hayata tutunmuş, medeniyetine sahip çıkmış, gerektiğinde incelmesini bilen ama kopmayan, komşuluk ilişkilerine önem veren, akrabalarını ziyaret eden,açım diyene sahip çıkan, haykıran, direniş gösteren insanı tekrar diriltmek zorundayız.
Bir olmak, birlik olmak zorundayız...
Elif gibi dimdik ama mağrur olmadan...