Başörtüsü, Atatürk ve Hoşaf

Bilal Kayaaltı 11 Ağustos 2017 Cuma, 09:31

Bir birimizden nefret eden, yapılan doğru işi görmezden gelen, hasetlenen bir topluma dönüştük.
İnançlarından dolayı insanlar birbirlerinden nefret eder hale geldi.
Karpuz gibi ikiye ayrıldık!
Seviye yerle bir...
Freni patlamış kamyon gibi uçuruma doğru sürükleniyoruz.
Birisi gaza geliyor, şort giyen bayana tokat atıyor.
Diğeri ideolojisini beğenmediği, nefret ettiği, tabi ki gaza geldiği için Müjdat Gezen kültür merkezini kundaklıyor.
Ruh hastasının biri kalkıyor, Atatürk heykeline palayla saldırıyor.
Herkesin bir kutsalı var, saygı ortadan kalkmış. Yılarca bu ülke insanına Mustafa Kemal Atatür düşman, ayyaş olarak tanıtıldı, öğretildi.
Yazık oluyor bizlere hem de çok yazık.
Tahammülsüzlük tavan yapmış, empati yerlerde sürünüyor. 
Kendi ahlaksızlıklarından, zorbalıklarından öylesine gözleri dönenler var ki, ne yapacaklarını, nasıl semireceklerini şaşırmış durumdalar.
Kimse kusura bakmasın ama ülke tımarhaneye dönmüş durumda!
***
Son yaşanan olaya bir bakalım.
TRT'de katıldığı yarışmada katkı maddesiz, raf ömrü uzun hem de doğal içecek icadı için alay edilen başörtülü Kübra Ağca'ya sosyal medyada yapılanlar utanç verici.
Kim ne derse desin Ağca, takdiri hak ediyor.
Neden?
Kansere yol açan, insanları çabucak öldüren pastörizeden ve katkı maddelerinden kurtaracak bir adım attığı için.
Alın size batıdan bir örnek,
AB'de bir peynir üretici firma Lactalis ile Isigny Sainte-Mere, Camembert peynirini geleneksel yöntem olan çiğ sütten değil de pastörize sütten yapacağız dediklerinde Fransızlar o firmaya yoğun tepki göstermişti.
Şöyle kafamızı kaldırıp bir bakalım ve iyice düşünelim...
Yoğurtlarımızdaki, peynirlerimizdeki raf ömrü kaç gün? 
Kimi yoğurdun raf ömrü 1 Ay'a kadar çıkıyor. Oysa doğal yoğurdun ömrü 4, bilemediniz 6 gün!
Peki, biz ne tüketiyoruz; kanser! 
Biliyor musunuz, yasak olmasına rağmen " tadı, kokusu değişmesin, küflenmesin" diye yoğurda, peynire "pimarisin" katkı maddesi eklenerek, ölüm yediriliyor bizlere.
Başka... 
Meyveli-aromalı süt ve yoğurdun içinde kimyasal yolla üretilen yapay renklendiriciler, adeta çocuklara kalıcı ve ölümcül hastalıklar bulaştırıyor.
Başka... Bisküviler, şekerler, drajeler,  toz içecekler,  hazır çorbalar, sosisler, konserveler... 
Aklınıza gelen birçok hazır gıdaya bu yapay renklendiriciler ekleniyor! 
Mesela, kalorisi düşük tatlandırıcı olan "asesülfam potasyum (asesülfam-k) e950" katkı maddesi var. Şekerden tam 130 kat daha tatlı ama kalorisi düşük!
Bu da ölüm bize çok yakın demek! 
Meyveli yoğurtlara, hazır tatlılara ve pudinglere bu tatlandırıcıdan enjekte ediliyor. 
Sonra ne mi oluyor... 
Bu maddenin; yapılan fare deneylerinde uzun süreli ve çok miktarlarda kullanımında göğüs-organ tümörlerine, akciğer-solunum yolu hastalıklarına sebep olduğu kanıtlanmış.  
Bir başka ölümcül olan ise, karışımı kolaylaştıran "monogliseritler ve digliseritler e 470-477" adlı madde.  En fazla krema, yoğur, peynir,  tereyağı, margarin, dondurma ve sütlü tatlılarda kullanılıyor. Sonra ne mi oluyormuş, kalp ve damar hastalıkları tavan yapıyor.
Hastanelerde hekimlerin başı arı kovanı gibi; kalp rahatsızlığı, nefes darlığı, kanser, kas erimesi şikâyetiyle gelen hastalar.
Hele daha yeni doğmuş bebelerde görülen acayip, ibretlik hastalıkları görmek için hastaneleri ziyaret edebilirsiniz.
***
Korkunç şekilde abluka altındayız.
İdealist gıda mühendisi Kübra Ağca,  TRT'de düzenlenen "Bir fikrin mi var" isimli yarışmada "organik hoşaf" projesiyle finale kalınca, birileri adeta bu kızcağızın üzerine çullandı!
Kübra'nın yaptığı şey çok önemli; hoşafı pastörize etmeden ömrünü uzatmak.
Vay sen misin böyle bir şeyi ekranlara taşıyan!
Ellerinden gelse çarmıha gerecekler, taşlayıp recm edecekler!
Alkışlanması, takdir edilmesi gerekirken, adeta kin ve nefret denizinde boğulmak isteniyor.
Ve galiba birilerinin kovanına çomak soktuğu için bahane üretenler yine iş başında...
Gerçeği, güneşi çamurla sıvamaya kalkıyorlar.
Bu seferki bahaneleri,  nedenleri de sadece başörtülü olduğu için!
Nasılsa toplumda ayrışma, kutuplaşma başladı.
Vurun abalıya...
Çatlak derinleşsin...
Ellerini ovuşturanlar, cepleri dolanlar sevinç içinde.
Hala akıllanmayacakmıyız.
Birileri bizi sömürüp, semirmeye devam ediyor. İktidarda kalmak için sürekli suni gündemler meydana getiriyor.
Çıplak ayaklı kızlar sokaklarda, caddeler özgürce gezebilmeli, Başörtülü gençler gülmenin tadını çıkarabilmeli.
Utanmazlıklara son vermek gerekiyor.
Yeter demek için ne bekliyorsunuz?