Övüyorum ama neyi?

Betül Karaca 06 Ocak 2018 Cumartesi, 08:30

Bu hafta köşemizde çocuğun zekasına verilen övgünün ve çocuğun çabasına verilen övgünün çocuk üzerindeki etkisinden bahsedeceğim. Bazı çocuklar bebeklikten itibaren "zeki" olduğunu etrafından birçok kez duyar. Aile çocuğun zekasını fark ederek test yapmaya götürür ve nitekim testte de üst puan zeki çıkar. Çocuk bunu bilir, artık zekası tescillidir. Ancak seneler ilerledikçe çocuğun bu farkındalığı, beklendiği gibi yüksek bir özgüven getirmemeye başlar. Çocuk bir zaman sonra başarılı olamayacağı alanları denemez, kimi konular çocuğa çok kolay gelir, ancak tersi olduğunda çocuk hemen vazgeçer, en sonunda da 'ben bunda iyi değilim' olarak o alanda genel bir yargıya vararak, denemekten kaçınır. Çocuk için hayat ikiye ayrılmaya başlamıştır: İyi olduğu alanlar ve başarısız olduğu alanlar... Mevcut zeki etiketini kaybetmemek adına riske girmez ve yapamadığı alanlarda daha derin üzüntü yaşar hale gelir.

Bu konuyu içeren 'Eyvah Çocuğum Büyüyor' Po Bronson 'un kitabında yer alan bir araştırma ile örnekleyelim... Dr. Dweck son on yıldır ödüllendirmenin öğrenciler üzerindeki etkisini araştırmaktadır. Dweck araştırmasında 4 asistanını 5.sınıf öğrencileri ile bir araştırma yapmaları için görevlendirir. Araştırmacılar sınıftan bir çocuğu alırlar ve hemen hemen her çocuğun rahatlıkla yapabileceği bir yap-boz sunarlar. Yapboz bittikten sonra her çocuğa puanını ve sadece bir cümlelik geri bildirimlerini söylerler.

Rastgele bölünen gruplardan birinde çocuklar zekâları için geri bildirim alırlar: "Çok zeki olduğun için bunu çok iyi yaptın." Diğer grup ise çabasına/performansına ödül alır: "Bunu başarmak için çok uğraştın." Araştırmacılar sadece bir cümlelik geri bildirim vermelerini, sadece bir cümlenin bile yeterli olabileceğini söylemek için yaptıklarını belirtirler.

Testin ikinci bölümünde çocuklara iki seçenek sunulur. İlk seçenek; ilkine göre biraz daha zor olan ancak çocukların yapınca daha da gelişecekleri bir testtir. İkincisi ise aynı ilki gibi kolay bir testtir. İlk bölümde çabalarına geri bildirim alan öğrencilerin % 90'ı ikinci bölümde zor olan testi seçerler.

Zekâsına geri bildirim verilen çocukların çoğunluğu ise kolay testi seçerler. Neden böyle olmuştur? Dweck'e göre, çocuklara oyunun kuralının böyle olması gerektiğini biz öğretiriz. "Zeki görün, hata yapma riskini alma" deriz. Çocuklar da aynen böyle yapmıştır. Zeki görünmeyi seçmişler ve testin sonucunda başlarına gelebilecek utanma ihtimallerini elemişlerdir. Testin sonraki bölümünde ise hiçbir beşinci sınıf öğrencisine seçenek sunulmamıştır.

Öğrencilerin yaşlarının iki yıl ileri düzeyinde oldukça zor bir test hazırlanmıştır. Tabii ki hiçbir öğrenci testi geçememiştir. Araştırmanın en başında yapılan gruplar aynı kalacak şekilde öğrencilere farklı cümleler söylenmiştir. Çabasına geri bildirim alan gruptaki öğrenciler, bu testteki başarısızlıklarını açıklarken yeterince odaklanamadıklarını belirtilmişlerdir, Dweck bu öğrencilerin verilen işi oldukça sahiplendiklerini ve yap bozları çözmek için her çözüm yolunu denediklerini belirtmiştir. Ancak zekâlarına geri bildirim verilen grup ise başarısızlıklarını yeterince zeki olmadıklarının bir kanıtı olarak yorumlamışlardır.

Dweck bu grup için "çabalarken oldukça sıkılmış ve yorulmuş görünüyorlardı" tanımını yapmıştır. Araştırmanın son bölümünde tüm öğrencilere ilk yapılan test kadar kolay son bir test vermiştir. Çabaları ödüllendirilen grup ilk performanslarına göre %30 bir gelişme gösterirken, diğer grubun performansında %20lik bir gerileme olmuştur. Dr. Dweck araştırmasının sonucunu değerlendirdiğinde 'Çocukların çabasına geri bildirim vermenin, çocuğa kontrol edebileceği bir değişken sunmanın' önemini vurgulamıştır. Böylelikle çocuklar kendi başarılarının kontrolünü ellerinde tutabilirler demiştir. Ancak zekâya verilen geri bildirim, çocuğun elinden kontrolü aldığı gibi, başarısızlıkla baş etmek için de bir reçete sunmamaktadır. Dweck araştırmanın devamında öğrencilerle yaptığı görüşmelerde zekânın başarı için ana etken olduğuna inanan öğrencilerin çabanın önemini azımsadıklarını görmüştür. Bu öğrenciler şu şekilde düşünürler: Ben zekiyim, o halde çaba göstermeme gerek yok!

Çocuklara sunacağımız övgülerin çocuğun geliştirebileceği somutlukta olmasına dikkat edelim ki, çocuk mevcut durumu daha üst bir seviyeye taşıyabilsin, gelişebilsin. Hep verdiğim bir örnek var 'çok güzel resim yapmışsın ' cümlesinde çocuk ne kazanır? Bu resim neden güzel? Bir daha ne yaparsam aynı cümleyi duyabilirim? Bunlar belirsiz övgülerdir, gelişimi sağlamaz. Bunun yerine 'çok farklı renkler kullanmışsın'. Yaşa göre değişen ' ayrıntıları da çizdiğini fark ediyorum, artık insanların parmaklarını da çiziyorsun' gibi kontrolün değişimin ve gelişimin çocukta olduğu ifadeler çocuğa katkı sağlar.

' Ödevini bitirdin, aferin' dış disiplini ifade ederken, 'ödevini bitirmek için sabırla çabaladın' gibi iç disiplini geliştirici ifadeleri dilimize yerleştirmeliyiz. İlk okunduğunda zor geliyor olabilir. Fakat çocuğa zeka-akıl gibi değiştiremeyeceği şeylerden çok çabasını, başladığı işi tamamlama becerisini, sonuca ulaşmak için gayretini ifade etmek, çocuğu güçlendirecektir. Çocukların dünyası öyle şeffaftır ki, kelimeler hatta enerji bile direk etki eder. Kelimelerimizi değiştirirsek, dünyamız değişir. Önce kendi ifadelerimizi fark edelim ve değişim başlasın. Mutlu bir hafta dilerim.