Kaygısal farkındalık...

Betül Karaca 03 Aralık 2017 Pazar, 05:45

Bu hafta köşemizde kaygılarımızı misafir edelim istiyorum. Kelime olarak kaygı; kötü bir sonuç doğacak diye duyulan üzüntü, tasa anlamına gelmektedir. Henüz olmamış olaylar için yaptığımız planlar ya da düşüncelerimizin olumsuz sonuç alternatifleri ile eşleşmesi ile bizi rahatsız eden hale gelmesidir kaygı. Kaygı olması gereken düzeyde ise bu bireyi tedbirli olmaya sevk eder. Daha azı umarsız, daha fazlası ise mutsuz edebilmektedir. Kişinin kaygıyı üretebilmesi kendisine özgüdür, düşünce sistemiyle yakından ilişkilidir. Olumlu düşünme sistemine alışkın insanın zihin yol haritası onu olumlu sonuçlara iletirken, olumsuz düşünme sistemine alışkın kişinin zihni olumsuzları gösterir. Kaygı üretmeye başlar, peki bu durum genel geçer midir? Aslında hayır, kaygı ile ilgili örüntülerimizi yaşantılarımız belirler. Mesela trafik kazası yapmış ve bundan etkilenmiş bir insan trafikte kaygılı olurken, kayak yaptığında hiç kaygı duymayabilir. Bunun gibi birçok farklılığı içerisinde barındıran kaygı mekanizmamız acaba çocuklarımızı nasıl etkilemektedir?

Kaygı, insanın iç dünyasında oluşsa da kaygıyı meydana getiren etmenler ve kaygıyı nasıl dışarı çıkardığımız çevremizden etkilenerek öğrendiğimiz bir alan sayılabilir. Kaygı anneden çocuğa en çabuk bulaşan duygulardan birisidir. Anne -baba o konu ile ilgili hiçbir şey konuşmasa da çocuklar o enerjiden, jest ve mimiklerimizden ses tonumuzdan bile bir takım sonuçlara ulaşır. Çünkü çocukların oyundan sonraki en önemli işi gözlem - taklit bu şekilde öğreniyorlar.


Şimdi annenin çocuğu ile ilgili kaygılandığı alanlar üzerine konuşalım. Ailelerle yaptığımız görüşmelerde çocukları ile ilgili duydukları kaygıların çoğunun sebebini anne ya da babanın hikâyesinde buluyoruz. O ana kadar hiç fark etmeden,günlerce belki aylarca yıllarca çocuğuyla ilgili bir alanda üzülen anne ya da baba bakıyor ki aslında mesele tamamen kendisi ile ilişkili. Sizlere bir kaç örnek sunacağım konu ile ilgili... Çocuğun yeme problemi var, aile çok uğraşıyor gece gündüz bununla yaşıyorlar. Rastladığım alt sebeplerden biri anne çocuğunu emzirememiş hep çocuğunu yedirmeye odaklanmış. Bir başkası çocuk henüz bebekken bir gece uykuda uzun saat aç kaldığı için sarılık oranı artmış, anne kendisini affetmemiş. Bir başkası çocuk küçükken çok ciddi sağlık problemi yaşamış aile çocuğu kaybetmekten korkmuş, babası sürekli zengin beslenmesi konusunu yaşam amacı olarak belirlemiş. Üç örnekte de ayrı aileler ayrı konular ayrı çocuklar. İki ortak paydaları var: birinci ortak payda üç çocukta da yeme problemi var. İkinci ortak payda ise ailenin herhangi bir olay ya da durumda yaşadığı tramvanın büyüyüp çocuğun hayatına yerleşmiş olması. Bir başka örnekte anne ,çocuğun kendisine çok düşkün olduğunu, annesini üzmekten çok korktuğunu kendi isteklerinden bile vazgeçtiğini anlatıyor. Bu anneyi çok üzüyor. Çocuğun bu derece anneye düşkün olma sebebi için uzman olarak biz annenin o çocuğa ne anlam yüklediğini merak ederiz. Bu konuda bir örnek: kendi annesini yeni kaybetmiş bir annenin hemen o yıl evladı doğuyor ve annesinin yasını yaşayamadan evladını annesinin yerine koyuyor. Nitekim hala annesinin mezarına gidemeyecek kadar ölümünü kabullenememiş anne bu yarasını şu an 5 yaşında olan evladı ile sarıyor. Bu bağ anne-evlat bağının ötesine geçiyor ve çocuk annesi ile ilgili onu mutlu etmek korumak ile ilgili bir rol üstleniyor. Bir başka örnekte baba çocuğunun sosyal ortamda çok pasif olduğunu düşünerek sürekli kaygılanıyor. Okulda öğretmenleriyle görüştüğümüzde çocuğun gerektiğinde kendisini ifade edebildiği, sorunlarla baş edebildiği bilgisini alıyoruz. Bu bilgi üzerine babanın çocukluğuyla ilgili yaptığımız bir görüşmede, babanın kendi çocukluğunu pasif olarak değerlendirdiğini ve bu yüzden hep üzülen olduğunu ,baba ile birliktefark ediyoruz. Bunun gibi bir çok vaka örneği paylaşılabilir, bu tarz vakalarda temel olan nokta ebeveyn bir ya da birkaç özelliğiyle çocuğu kendisine benzetiyor ve kendi yaralarının çocuğunda da oluşmaması için çok fazla çırpınıyor olması. Bu kaygıyı çocuk hissettiğinde de kendisinde bir eksiklik olduğu için babasının kendisini bu kadar sosyal yönden eksik bulduğunu düşünebiliyor.
Ebeveynliğin bazen zorlu yolculuğunda karşımıza çıkan sık çıkan sorunlardan biridir kaygı. Çocuğumuzla ilgili duyduğumuz kaygının temelini bulmak en önemli iyileşme aslında. Bizim geçmişten getirdiğimiz kaygılarımız davranışlarımızı, dolayısı ile çocuklarımızın dünyasını etkilemektedir.


Kendi yolculuğumuzda baş edemediğimiz kaygılarımızı, onları korumak başlığı altında çocukların küçük omuzlarına yüklüyoruz. Evin tek gündemi o çocuğun o özelliği haline geliyor. Sanki çocuk sadece o özellikten ibaretmiş gibi, sanki başka hiç bir olumlu parçası yokmuş gibi, sanki konuştukça anlattıkça düzelecekmiş gibi... Annenin ya da babanın kendi başına bunları ayıklaması bazen zor olabilir, bu sebeple çocuğunuz ile ilgili yaşadığınız aşırı bir kaygı başlığınız var ise lütfen çocuğunuz ve kendiniz için bir uzmandan yardım almayı ertelemeyin.


Hadi düşünelim, evladımızla ilgili bizi en çok yoran şey konu nedir? Bizim bunda etkimiz nedir? Ne yaparsak daha iyi olur? Ne olursa çocuğumuz mutlu hisseder? Yetişkinler için söylenmiş bir söz var: karşınızdaki kişide rahatsız olduğunuz her şey, size kendinizle ilgili bir şey öğretir' diye... Hadi biz de en güzel öğretmenlerden yani çocuklardan öğrenelim.


Kolay mı ebeveyn olmak , bir insanın varoluş yolcuğuna eşlik etmek? Güzel haber, bu işi mükemmel yapana, henüz rastlamamış olmamız. Çünkü mükemmel annelik ya da babalık yoktur, kendini ve evladını tanıma gayretiyle bu yolda ilerlemeye çalışan ebeveyn için en iyi sıfat olarak gayretli anne ya da baba diyebiliriz belki. Unutmayın, hiç bir öğretmen hiç bir uzman , bu konuda nice ilimlere sahip bir kişi çocuğunuzu sizin kadar sevemez, ve unutmayın siz evladınıza eşlik etmek için seçilmiş bir çiftsiniz. Düşe kalka, sendele koşa ilerleseniz de ebeveynlikten ve kendinizden asla vazgeçmeyin. Mutlaka gayret edin, kaygılarımızı ayaklarımız altına alıp mutluluğa yükseldiğimiz bir hafta dilerim..