El üstünde kimin eli var?

Betül Karaca 14 Nisan 2018 Cumartesi, 06:57

Hayatımız boyunca üzerimizde bazı rollerde yer alırız. Bir anne-babanın evladı, teyzemizin yeğeni, öğretmenimizin öğrencisi, hayat arkadaşımızın eşi gibi çok tamlamanın parçası oluruz. Öyle bir parça oluruz ki aslında kendi içinde bir bütün, kendi başına da anlamlı olan...

Hiçbir rol bizi tamamlamaz ya da eksiltmez, sadece büyütür belki şeklimizi değiştirir. Bu rollerin hiç birisinde yaşamak için bize ihtiyaç duyulmaz, çünkü muhatabımız hep yetişkinlerdir. Derken bir gün bambaşka birisi gelir, bir emanet... Bizlerle bir süre beraber olacak daha sonra kendi kanatlarıyla uçacak bir emanet...

Daha önce hissetmediğimiz kadar güçlü, daha önce olmadığımız kadar duygusal, daha önce hissetmediğimiz kadar kaygılı, daha önce kalamadığımız kadar uykusuz, daha önce fark olamadığımız kadar dikkatli ve daha önce olamadığımız/olmadığımız bir çok parçayı beraberinde getirir evlatlarımız. Sabahları kendi kendine uyanabilmenin lüksünü, çoğu zaman sadece kendini düşünemeyecek olmanın kaygısını, bir canlıya bütünüyle bakım vermenin yeni bir role girmenin sancısını yaşamaktır belki ebeveynlik. Bir gülüşün bu kadar mutluluk, birini koklamanın bu kadar huzur, büyümesini izlemenin bu kadar keyif verdiğini ve nice eşsiz anı deneyimleme şükrüdür bir yandan.

Evinizde sadece iki kişiyken bir üçüncü gelir, beraberinde birilerini de getirir. Annelik ile ilgili ilk şablonunuz anneniz, babanızla ilgili ilk örneğiniz babanız ve bunları onlarla deneyimleyen çocukluğunuz da içinizde var oldukları yerlerden gelirler hanenize. Çok kitaplar okursunuz çok bilgiler öğrenirsiniz, teori ile pratiğin eşsiz dansını ebeveyn olunca hissedersiniz. . 'El üstünde kimin eli var? , oyununa benzer sırtınızda birçok bilgi, kulağınızda sesler, hangisi doğru tahmin etmeye çalışırsınız. Birçok durağı olan bir yolculuk ebeveynlik, bu sebeple bazen zorlayıcı...

Nedir anne ya da baba olmayı bu denli zorlaştıran? Neden kararsız kalıyoruz, ya da istemediğimiz gibi davranır halde buluyoruz kendimizi? İşte tam burada ilk zorluk: Ebeveynlik yolunda kendi çocukluk yaralarını çocuğa bulaştırmamak. Peki, ne demektir bu? Çok titiz bir annenin çocuğu olup, aşırı titiz devam etmek gibi... Eleştirel bir ebeveyne sahip olup, birçok konuyla ilgili kendi içinde suçluluk duymak gibi... Genelde' Bana yapılanı, ben çocuğuma yapmayacağım.' cümlesinin farkında olmadan getirdiği sonuç, onun değişik bir versiyonunu da olsa bir şekilde çocuğumuza yaşatmak, ta ki fark edene kadar. Bir yanda günümüz ebeveynlik modelliği bilgi çokluğu, bir yanda eski öğretilerin varlığı, çocukluk yaşantılarının izleri derken kalabalıklaşıyor insan kendi içerisinde. Çocuk ve ebeveyn için asıl tehlike bu kalabalık aslında. Duygu durumu yükseldiğinde istemediği model gibi çocuğa davranıp, diğer zamanlarda bambaşka pozitif bir modelle çocuktan özür dileyen, anlık birden fevri çıkışlar yaşayıp sonra çocuğuna verdiği zarardan dolayı üzülen bir tablo ile son dönemde çok karşılaşıyoruz. Bunun birkaç sebebini şöyle paylaşabilirim: öncelikle kendi çocukluk yaralarımız var ise bunlar çocuklarımız ile birlikte tekrar zihnimize gelir, özellikle çocuğumuz bizim yaramızın oluştuğu yaşa geldiğinde. Bu eğer fark edilmezse ebeveyn de çocuk da bu süreci zorlanarak geçirir. Bu anlamda kendi çocukluk öykünüzü gözden geçirin en güzeli bir uzman ile ama mümkün değilse de farkında olmak adına kendiniz çocukluğunuzu hatırlamaya çalışın. En çok korktuğunuz şey neydi, en çok nerede canınız acıdı ve bu konu ile ilgili çocuğunuza tutumunuz nasıl?  Tuvalet eğitimi konusunda sayfalarca internet bilgisini okumuş, elinden geldiğince hepsini uygulamaya çalışmış buna rağmen çocuğuna tuvalet eğitimini verememiş bir anne düşünün. Ayrıntılı bakıldığında anne de küçükken altına kaçırdığı için çocuğunun altına kaçırmasından o kadar korkuyor ki, bu korku anneyi de çocuğu da olumsuz etkiliyor. En önemli kısım ise annenin bu konudaki kaygısını çalıştığımızda, çok kısa sürede çocuk eğitimini tamamlıyor. Ebeveynin diğer zorlanma sebebi ise her bilgiye çok kolay ulaşılabilmesi. Ebeveynin kucağında o kadar çok bilgi vardı, bilgilerin altında kalmış çocuğu göremiyor. Bağlanma ile edindiği bilgi sebebiyle 5 yaşındaki çocuğuyla şimdi beraber telafi etmiş olur muyum? Sancısını çeken annenin bu mutsuzluğu ve kaygısı şu an çocuğa daha çok zarar verir hale geliyor. Geçmişin telafisini yapmak adına bugün duyduğunuz kaygı istenilen seviyede kalmaz ise zararlı bir hale dönüşebilir. (Çocuk zihninize takılan ile ilgili başlıklar için Pedagoji Derneği'nin internet sayfasına göz atabilirsiniz.) Bilgi bizi çözüme götürmek için vardır, kaygı yüklemek için olmamalıdır. Bu anlamda sizi kötü hissettirecek bilgiyi süzgecinizden geçirmeden içinize kayıt etmeyin. Çocuğunuzun çocukluk anılarının yazarlarından bir de sizsiniz. Onun çocukluk anılarını yazarken, kendi çocukluğunuzla savaşmak sizi zorlayabilir, eğer sağlıklı bir ruh haline sahip olduğunuzu düşünmüyorsanız bu konuda yardım alın. Şu gerçeği unutmayın, her çocuk kendi anne-babasını doğurur ve hikâyesi biriciktir. Bu kıymetli dönemi en sağlıklı şekilde geçirmesi için, çocuğa sağlıklı bir ebeveynlik sunulması önemlidir. Ebeveynlik rolünde iç sesinizi ve çocuğunuzun sesini merkeze alın, diğer sizi yoran sesleri kısın. En kıymetli iletişim kanalı oyunu bol bol kullanın ki sizinle oynarken attığı kahkahaları büyüdüğünde içini ısıtsın. Çocuğunuz ve çocukluğunuz ile birlikte mutlu bir hafta dilerim...