Çocukluk, sebeplerin uykusudur

Betül Karaca 07 Ekim 2017 Cumartesi, 09:21

Ekim ayının ilk pazartesi günü Dünya Çocuk Günü olarak ilan edilmiş. Bugünün ilan edilmesi çocuklar arasında ortak duygular oluşmasını, ulusların barış içinde yaşama özlemlerinin pekişmesini amaçlıyor. Bu özel günü barındıran bu haftaki köşe yazımızda ben de kendi çocukluğumuzla ilgili konuşmayı, ona yönelik duygularımız  üzerine biraz düşündürmeyi amaçlıyorum, dilerim yerini bulur.

Çocukluk insanın anavatanıdır, der Doğan Cüceloğlu. Ne güzel bir benzetme, ne anlamlı bir tanım demiştim ilk duyduğumda. Anavatanın ayrılınca özler insan, çünkü kendisine hastır, dokuları orada dokunmuştur, kökleri oradadır. Bir başka söz de şudur beni etkileyen; çocukluk sebeplerin uykusudur(Rousseau).Çok düşündüm üzerine hala düşünürüm, hangi sebeplerin uykusudur çocukluk? Bugünkü ben geldi aklıma, bugünkü ben oluşumdaki sebeplerimin uykusu mu? Yoksa ucu bucağı olamayan isteklerin hiç bir sebeple beklemeden olmasını mı, yoksa çocukların isteme gücüne sebeplerin geçersizliğini mi ifade eder? Bunun gibi birçok  soru uyandı zihnimde, eminim sizler de farklı yorumlamışsınızdır, paylaşırsanız mutlu olurum. 

Bir insanın gözlerinin güzel olduğuna karar verdiği, inandığı anı düşünelim mesela. Muhtemelen benzer şekilde, üst üste kendisine söylenmiş ifadelerin toplamı bu karara varmasına sebeptir. Bu fiziki olarak aklıma ilk gelen örnek, bunun gibi birçok etiketimiz var üzerimizde taşıdığımız. Çocukluk evresinden bu yana olumlu-olumsuz aldığımız kararlar ve edindiğimiz temel inançlar barındırıyoruz içimizde. Hatta ve maalesef ki bunların bazıları da gerçek değil, dışarıdan çok önemsediğimiz kişilerden gelen belki anlık yüksek duyguyla kaydettiğimiz olumsuz etiketler var. Bunların sonucunda da aldığımız talihsiz kararlar, bu kararlar öyle kararlar ki bugünkü davranışlarımızda biz fark etmeden sapmaya sebep oluyor. Mesela diyoruz ki 'ben tembelim'. Acaba hangi olaydan itibaren kendimizle ilgili bu notu aldık, en önemlisi bunlar neden değiştirmek istediğimiz halde değişmiyor? Çocukluğun gücü işte burada meydana çıkıyor, bu öyle bir evre ki, bu evrede 'bazen' değil ,'yeteri kadar' alınmış etiketler ya da edindiğimiz inançlar bizlerde ileriki yaşlara eşlik ediyor. Mesela ben hakkımı savunamam ' inancından örnek verelim. Bu cümleye ilk nerede inandıysak, ya da hakkımızı savunduğumuzda zarar görüp ' hakkımı savunmamalıyım, savunduğumda canım yanıyor/beni sevmiyorlar/kızıyorlar' kararımızı aldı isek o inanç ya da karar üzerine çalışmadığımız sürece bizimle devam edebilir büyümeye. Şöyle bir baktığımızda aslında o günkü gibi küçük değiliz, kelime olarak ve duygu olarak daha iyi ifade edebiliriz, o günkü gibi güçsüz değiliz vs. Ama inancımız ya da kararımız, bu konuda üzerine farklı karar ya da inançlar gelişmediği için bizimle gelmiş... Belki de bu yüzdendir, 'çocukluk sebeplerin uykusudur' ne dersiniz? O anda fark etmediğimiz sebepler, aslında uyuyan ama daha sonra uyanacak sebepler... 

Hadi bu yazıyla bir geziye çıkalım bir şekilde bana eşlik edin lütfen. Sakin bir köşeye geçin, isterseniz bir çocukluk fotoğrafınızı yanınıza alın, yoksa da zihninizle içinizdeki çocukluğunuza ulaşın. Nerede saklıyorsa çıksın, ama öyle alelade çağırmayın, en sevdiğiniz oyunu hatırlayın önce. Onu teklif edin ona, o zaman sevinerek gelecektir. Kucağınıza aldığınızı düşleyin, eğer yapabilseydiniz ona neler söylemek isterdiniz? Okşayın saçlarını, üzerinde çok etiket olan saçlarını. O etiketlerin inadına fısıldayın kulağına: saçların ne güzel yaratılmış, ipek gibi... Sonra çocukken duysam bana ne iyi gelirdi diye düşünün. Fısıldayın ona: soru sorman harika soru sormaktan hiç vazgeçme. Fısıldayın ona: sen beceriksiz değilsin, çabalarsan her şeyi başarabilirsin. Fısıldayın ona: hata yapmak kötü değildir, hiç bir hata kalbinin kırılmasından önemli değildir. Fısıldayın ona: yaramaz değilsin sen, sadece meraklısın bu yüzden keşiftesin. Fısıldayın ona: senin bisikletin olmadı belki ama üzülme hayallerin çok güzeldi... Aklınıza gelen, çocukken duymak istediğiniz ne var ise...

En sevdiği renk ne idi? En sevdiği oyuncağı? Anne - babası ya da arkadaşlarıyla oynamayı sevdiği oyun? En sevdiği yemek ne idi? Hangi koku ya da ses onu mutlu ederdi? Nelerden korkardı? Nelerle rahatlardı? Unutmadığınız mutlu bir anıyı beraber hatırlayın, gülümseyin ona ve kendinize. Çocukluğumuzu hatırlamak, ona şefkat göstermek bugünkü bize iyi gelecektir. Kim bilir belki de çocuklarımıza da ulaşmanın en kestirme yoludur. Bunların üzerine düşünelim, bu haftalık bu kadar; şimdi çocukluğumun uykusu geldi, saçlarını okşayıp belki sevdiği bir masal niyetiyle ona büyümüş halini anlatırım. Onunla sarılıp beraber uyuyacağız, size de tavsiye ederiz.  Çocukluğumuzu ve çocuklarımızı duygusal açıdan ihmal etmediğimiz bir hafta olması dileklerimle...