Umuda yolculuk

Atilla Akbaş 13 Mart 2020 Cuma, 07:30

Yeni bir hayata adım atmak için sınırlara dayanan göçmenlerin mücadelesi dur durak bilmiyor. 

Türkiye'nin Suriyeli mültecilere Avrupa kapılarını aralamasının ardından binlerce düzensiz sığınmacı Yunan ve Bulgar sınırlarına akın etti.

Yunanistan hükümetinin mültecilere karşı bilindik çirkinlikleriyle karşılık vermesi ise yadırganmadı.

Yunanlı güçler sığınmacılara gaz bombaları ve gerçek mermilerle müdahale etti.

Reva görülen zulüm, adeta Nazi kamplarını andırdı.

Çocuk, kadın ve yaşlı demeden çırılçıplak soyularak, kamçılanan göçmenler elbiseleri alınarak geri gönderilmek istendi. Genelkurmay eski başkanı Apostolakis'in TV'den yaptığı açıklama ise tam anlamıyla ulus yapısına uymayacak cinsten. Yunanlı asker eskisinin bazı meşru olmayan silahlı grupları, sığınmacıların üstüne salmak istemesi aciziyetlerinin göstergesi niteliğinde.

Bazı mültecilerin ise sınırı geçmeye çalıştığı sırada Yunan sınır polisi tarafından vurularak öldürüldüğü söyleniyor.

Türkiye ise bu konu da savaşın başından beri insani bir göç ve açık kapı politikası izliyor.

Göçmen Yasası var ama uygulanabilirliği yok.

Bu aymazlık yetmezmiş gibi Yunanlılar eyyamcılıkta da derece yaptılar.

Başbakan Miçotakis tam bir komedi.

"İnsan kaçakçısı Türkiye, teröristleri üstümüze salıyor" diyerek sızlanıyor.

Yalnız Miçotakis'in ağlak hâli Avrupalı monşerlere oldukça dokunmuş ki! Yunanistan'ın sınırlarını kapatması için 700 milyon euro hemen ödenek hazırlandı. Bunun 350 milyonu hemen ödendi. Kalan 350 milyon ise Yunanistan'ın talebi halinde hemen hesaba aktarılacak.

Aynı A.B'nin mülteciler için bize taahhüt ettiği miktarın ise yıllardır üstüne yattığını artık sağır sultan bile biliyor.

Sığınmacı göçmen krizinde Avrupa Birliği (A.B) ülkeleri doğrudan mülteci almaya sıcak bakmayınca Türkiye ile A.B 18 Mart 2016'da "Geri Kabul Anlaşması" imzalamıştı.

Ancak A.B bugüne kadar bu anlaşmada söz verdiği yükümlülüklerin çok uzağında kaldı. Türkiye'yi yalnız bıraktı.

Bu anlaşma şartnamesinde "A.B'ye giriş yapan mülteci ilk giriş yaptığı ülkede iltica talebinde bulunur ve işlemlerini bu ülkede takip eder" maddesi gereğince sınırdaki tüm düzensiz göçmenlerin kendi üzerinde kalması korkusuna kapılan komşu, Pazarkule'deki Türk-Yunan kara sınırına yığınak yapma kararı aldı ve uyguladı.

Lokomotif ülkelerce de makul karşılanan tavır, ekonomisi bitik aç Yunanların önüne bir parça kemik atmaktan başka bir şey değil aslında.

Uluslararası Af Örgütü'nün verilerine göre mülteci ve sığınmacıların yüzde 85'i A.B ülkelerinden daha fakir ülkelerce misafir ediliyor.

Bu bir realite.

İşte gerçekler bu satır aralarında saklı.

İdlib çıkmazı nedeniyle bölgeden gelmesi muhtemel 3 milyona yakın yeni bir göçmen dalgası da Türkiye için yeni bir risk anlamını taşımakta.

Bu nedenle Ankara sıkıntıyı paylaşmak adına Avrupa'ya geçmek isteyen sığınmacıların geçişlerini engellemeyeceğini ve zorla ülkede tutmayacağını deklare etti.

Türkiye, geçmişte A.B ile karşılıklı taahhütler çerçevesinde Avrupa'ya geçmek isteyen sığınmacıları bünyesinde barındırdı. Ancak bu özveri hak ettiği karşılığı bulamadı.

Türkiye'nin Suriyelilere yönelik yaptığı harcamalar 40 milyar usd'yi geçerken, A.B söz verdiği 6 milyarlık taahhüdü henüz yerine getiremedi.

Ayrıca bu yardım paraları hükümete değil; B.M ve A.B tarafından belirlenen S.T.K'lara aktarılacaktı.

Suriyelilere 40 milyar usd harcama yapan bir ülkenin 6 milyar usd için insani duruşundan taviz vereceğini düşünmek ahmaklıktır.

A.B mültecileri alma zorunluluğunu askıya alınca, savaştan kaçanlar illegal yollara başvurarak Avrupa'ya geçmeyi denediler.

Hasılı, 9 senedir 22 bini aşkın mülteci Avrupa'ya ulaşmak isterken Akdeniz'de boğuldu.

Türkiye üzerinden Avrupa'ya geçiş için Yunan sınırı kısa mesafe nedeniyle en güvenli geçiş hattı olarak kabul edilmektedir.

Avrupa'ya ulaşan 1 milyonu aşkın mültecinin yüzde 90'ıda Yunanistan üzerinden geçiş yapmıştı.

Ancak Türkiye'nin aldığı son kararla gitmek isteyen sığınmacılar en azından güvenli bir şekilde sınıra ulaşmaktadırlar.

Buna göre, yasal olarak zulümden ve savaştan kaçan herkesin iltica başvurusunda bulunma hakkı vardır ve bu engellenemez.

Yunanistan'ın ihlali burada başlıyor işte. Sahiplerine güvenmiyor çünkü. İhalenin kendisine kalmasından korkuyor.

Açıklamada ayrıca mültecilere evrakları olmasa bile geçiş izni verilmesi ve bunların güvenli yollardan Avrupa'ya geçişlerinin sağlanması gerektiği vurgusu da var. Ama onların anlayışı keser gibi hep kendi önüne yonttuğu için, işlerine gelmiyor sıkıntıyı pay etmek.

Suriyelilerin can güvenliğini asıl tehlikeye atan, muhaliflere yönelik bir tehcir ve katliam hareketi başlatan Esad rejimi ve ortaklarıyla ona sessiz kalan uluslararası toplumun kayıtsızlığıdır.

Geçmişte köle pazarları kurup sömürgeciliklerini gizliden gizliye yapan batının çürümüş mizacı, bunu bugünde sergilemekten geri durmuyor.

Savaş tüccarlarının kan ve gözyaşına mahkum ettiği Ortadoğu'dan kaçarak Avrupa kapısına gelen bu insanların yaşadığı trajedi kendilerine yetmezmiş gibi, bu kez de mülteci çocuklar gündeme geldi.

Oysa, Avrupa'da 96 bin mülteci çocuk zaten kayıp. Fransa'da bu realite 1000'i geçmişken, Almanya'da 10 bini buluyor. Nerde oldukları bilinmeyen bu çocukların en çok maruz kaldığı durumlar, şiddet-insan kaçakçılığı-tecavüz-kobay ve organ mafyası tarafından kullanılma olduğu raporlarla destekleniyorken, Almanya'da Merkel liderliğinde bir gece yarısı koalisyon ortaklarıyla gerçekleştirilen toplantı sonrasında çıkan bu karar ise şaka gibi. Aileden yoksun ve reşit olmayan yaştaki mültecileri, yani kimsesiz çocukları ülkeye kabul etme hoş görüsünü! gösterdi Şansölye Merkel.

Sonuç itibariyle dünyaya barış, insan hakları ve özgürlük satmaya çalışan eli kanlı bu koalisyon için madalyonun arka yüzü de ön yüzü kadar paslı.

Bu nedenle Suriyelilerin güvenliğinin güvence altına alınmasına Yunanistan sınırından değil Suriye'den başlanmalıdır.

İnsani bilinç bunu gerektirir.