Şii Hilali hinterlandı

Atilla Akbaş 20 Mart 2020 Cuma, 06:00

Ortadoğu ülkelerinde Şii nüfusun yer aldığı bölgeleri tanımlamak için kullanılan jeopolitik bir terimdir.

İran, 1979 devriminden beri Ortadoğu ülkelerindeki Şii nüfus üzerinde farklı bir etkileşim kurmak istiyor.

Bu durum, İran açısından gayet stratejik ve makul bir politika olarak yorumlansa da; coğrafik konum gereği mide bulandırıcı bir gizem de yok değil.

İran'ın Şii nüfus üzerindeki bu etki isteği, Türkiye için bir tehdit sayılır mı?

Zor bir ihtimal.

Türklerin bu paralel de geçmişte 500 yıl önce imzaladığı Kasr-ı Şirin Antlaşması'ndan bu yana İran sınırı barış istikrarını muhafaza etmiştir.

Fakat anavatan harici dışındaki bölgelerde halen nüfuz çekişmesi devam etmektedir.

Bu bölgelerden biri de Irak havzasıdır.

Türkiye, İran ile nüfuz çekişmesinde diğer komşusu Irak'ta başta Türkmenler olmak üzere Sünni Kürtlere ve Araplara arka çıkmıştır.

Bu anlamda İran rejimi ile ters düştüğü için de iki ülke ilişkileri zaman zaman çatırdamıştır.

Şiilerin genelde yayılım gösterdiği ülkeler; Afganistan, Azerbaycan, Bahreyn, B.A.E, Hindistan, Irak, İran, Katar, Kuveyt, Lübnan, Suudi Arabistan, Pakistan, Yemen ve Suriye'dir.

İran bir şekilde bu ülkelere karşı etnik gücünü kullanarak müdahale etmek istemekte, hükümetleri ayaklanmalarla tehdit ederek kazanım sağlama peşine düşmüş, yayılım amaçlamıştır.

Bu siyasi bir atraksiyon ve ranttır. 

Halen dünyada 300 milyonun üzerinde Şii yaşıyor.

Şii realitesinin merkezi 70 milyon Şii ile İran'dır.

Bu yüzden kendini merkez güç kabul edip, diğer ülkelere uydu muamelesi yaparak dümen suyuna almak istiyor.

11 Eylül 2001 saldırılarından en kârlı çıkan ülkelerin başında İran geliyor.

A.B.D'nin Afganistan, Irak ve Suriye işgallerinden sonra, İran hiç olmadığı kadar bu topraklarda nüfuz kazanarak buralara yerleşti.

A.B.D'nin Ortadoğu'daki Müslüman ülkelere yaptığı her müdahale, İran'ın önünü hiç düşünmedikleri kadar açtı.

Dinî Lider Ayetullah Ali Hamaney'e yakınlığı ile bilinen Tahran Milletvekili Ali Rıza Zakai bu durumu "İran'ın Tahran haricinde 4 başkenti daha var.  Bunlar; Beyrut, Şam, Bağdat ve Sana" şeklindeki beyanı gelinen noktayı özetliyor aslında.

İslam Alemi'nin kendi ülkelerinde söz sahibi olmalarını emperyalist çıkarları önünde engel gören A.B.D, mezhep çatışmalarını körüklemek için İran'ın yayılmasına göz yummuş hatta DAEŞ ile mücadele adına destek bile vermişti.

Ama, bugün gelinen netice de iki tarafın karşı karşıya olması geçmişin yanlış politikalarından ibaret.

İran'dan çekinen Arapların birçoğu 15-20 yıl önce İsrail ile yakınlaşarak dostluk pekiştirdi.

Peki bu safhaya nasıl gelindi?

Çünkü, Amerikan işgali altındaki Irak'ta siyasal süreçlerle birlikte Washington'dan çok Tahran'ın etkili olduğuna inanılıyor ve kaygılanılıyordu.

Amerikan müttefiki Arap devletlerinin siyasal düzeyde İsrail'i değil de İran'ı tehdit görmesi, "Şiiler Yahudilerden daha tehlikelidir" olgusunu güçlendirdi.

İşte bu yüzden, bazen hayretle karşılayıp için için kızdığımız Arap alemi İsrail ile daha sıkı fıkı.

İran tehditlerine karşı emperyalist İsrail /A.B.D kozunu ellerinde diri tutmak istiyorlar.

İran'ın konuyla ilgili savunması ise, Arap dünyasından dışlanmasından ibarettir.

Hatta, 8 yıl devam eden İran-Irak Savaşı boyunca hiçbir İslam ülkesinin İran'a destek vermemesini gündeme getirmişlerdir.

İran'ın iddiasına göre Avrupalı Devletler Irak'a kimyasal silah satmış ve bunları kullanmasına sıcak bakmıştır.

Dayandırılan sebeplere binayen, Batı aşığı Şah'ın devrilmesinin akabinde yerine geçen Humeyni, kendisine Arap ülkelerce sergilenen bu negatif tavırdan rahatsız olmuş ve kendini tehdit altında hissetmiştir.

İşte bu sebep, İran'ı kendi içine kapatmış ve kendini korumaya yönelik politikalar üretmesine vesile olmuştur.

İran'ın ana savunması ve yakınması bu şekildedir.

Diğer Acem yakınması ise; Bahreyn, B.A.E, Kuveyt, Suudi Arabistan, Umman ve Yemen'den oluşan Körfez ülkelerin de ki Sünni iktidarlardan oluşan otokratik rejimlerdir.

Bu ülkelerdeki Şiilerin uzun yıllar geri planda kasıtlı olarak bırakıldığı ve görmezden gelindiğine dair açıklamaları var. Şu oran tablosuna göz atacak olursak, Bahreyn yüzde 70, Şiiliğin bir kolu olan Zeydiler Yemen'de yüzde 35, Katar-Kuveyt-B.A.E yüzde 15 ile yüzde 30 arası.

Yeryüzündeki 1.5 milyarlık Müslüman nüfusunun 1.3 milyarı Sünni, yaklaşık 300 milyonu ise Şii. Bu Şii kesimin yüzü ise Tahran'a dönük.

Şii Hilalini Türkiye merkezinden değerlendirecek olursak, bu hilalin ya da bazılarına göre dolunayın ülkemize yapacağı kötü bir etkinin olmayacağına inananlardanım.

Çünkü Türkiye neredeyse bütün Ortadoğu ülkelerine gıda, sanayi, ulaşım ve altyapı hizmeti satan tek ülke.

Türkiye'nin Şii Hilâline karşı nüfuzu siyasi değil ekonomik olacaktır.

Ekonomik ihtiyaçlar her aciliyetin önündedir.

Ayrıca, Şii Hilâli ile Türkiye arasında zaten Sünni bir kuşak var.

İki ülke arasına girecek tek unsur ise Kürtler olabilir.

Eğer, Kürtler konusunda anlaşılır, ortak bir duruş sergilenir, Batılı güçlerin Kürt kartını oynamasına karşı etkili bir strateji geliştirilebilirse, hem iki devlet hem de bölge kazanır.

İşte o zaman Kürt kartı dış aktörlerinde elinden alınmış olur.

Ama; taraflar Kürtler konusunda uzlaşamaz, ortak bir tavır ve  işbirliği geliştirilemezse, işte o zaman en büyük zararı birbirlerine verirler.

İran, Barzani'ye bağımsız devlet kurdurtmak istemiyor. Fakat yine de PKK'ya yönelik işbirliği çığırtkanlığı yapmaktan da geri durmuyor.

Türkiye bu blöfü yutmamalı.

İyi ilişkilerini ve yumuşak gücünü kullanarak pastadan ekonomik payını almaya bakmalı.

Zira Yumuşak güç stratejileri derin anlaşmazlıklardan daha kullanışlıdır.