Kurşuni renkler

Atilla Akbaş 08 Kasım 2019 Cuma, 07:00

El-Kaide'ye bağlılığını 1999'da bildirip türevi olarak yol haritasına devam eden DAEŞ,

ABD-Almanya-Fransa ve İngiltere'nin 2003 Irak işgaline tepki olarak doğmuştu.

Ortak maksatları, emperyalizmin Irak ve Ortadoğu petrolünü kontrol etmesine engel olmaktı.

DAEŞ 'in o dönemdeki adı, Cemaat El-Tavhid El-Cihad' idi.

2004'de ise adını Irak El-Kaidesi yaptı. En son olarak da DAEŞ adı altında eylemlerini sürdürdü.

Grup genelde sünni birleşimler olmak üzere Mücahidin Şura Konseyi, Jays El Fatihen, Jund El Sahaba, Katbiyan Ansar El Tevhid vel Sunnah, Jeish El Taifa El Mansoura gibi farklı gruplardan oluşur ve onların desteğini alır.

Irak ve Levant'te sünni nüfusun yoğun olduğu bölgelerde halifeliği kurmak gibi bir hedefleri vardır.

Petrol kaynaklarına yakınlığı nedeniyle de dünyanın en zengin terör grupları listesinde adı sürekli yer alır. Fakat son dönemde geri çekilme eğilimindeler ve çok toprak kaybettiler.

Cephe kayıpları örgütün gücüne sekte vurdu. Hareket alanını kısıtladı.

DAEŞ'in 6 yıldır liderliğini yapan Ebu Bekir El-Bağdadi, ABD özel kuvvetleri tarafından İdlip'te gerçekleştirilen baskın neticesinde üzerindeki intihar yeleğinin pimini çekerek hayatına son verdi.

Bağdadi'nin ölümü, bu gibi terör unsurlarının, ideolojilerinin ve hedeflerinin sonu olmayacaktır elbette.

Yaşanılan, sadece modern tarihin en şiddetli eylemlerinin arkasında yer alan bir beyin takımının düşürülmesidir.

Bu durumla fazlaca meşgul olmamalı, örgütün hareket kabiliyetine odaklanılmalıdır.

Bu tip örgütler ölenin yerinin hemen doldurulabileceği bir silsileye sahiptirler.

Yeni liderin açıklanması an meselesidir.

Örgütte merkezileşmeye doğru giden bir çözülmenin olması, benliğini yitirdi anlamını taşımaz.

Irak'taki yarı geleneksel ordu dağıtılarak, gerilla savaşına âşina yarı özerk bir hücre ağına dönüştürülmüştü.

Örgüt; etnik, politik ve mezhep ayrıştırılmasının nifak tohumlarını atmayı, ayrıca bölgedeki rakip yerel ve ulusal yönetimlere duyulan güveni baltalamayı esas almıştı.

Kafa yorulması gereken, bu kirli düşünce güruhunun ıslah şeklidir.

Bağdadi zaten bir projeydi.

Fakat bu şekil lider değişimlerinin yaşandığı geçişler, bir örgüt için en kırılgan nöbet değişimleridir.

Bu kısa dönemin üzerine harcanacak mesai ve enerjinin, biran önce şekillenmesi ve planlanması gerek.

Genel beklenti bu yöndedir.

Dünya bu haberi konuşurken İran istihbaratından gelen karşı hamle zihinlerin bulanmasına neden oldu.

Neydi bu açıklama:

"Ebubekir El Bağdadi sahte adıyla öne çıkarılan kişinin gerçek kimliği siyonist İsrail'in Mossad ajanı Şimaun Eilot'tur. Kendisinin kime ve nerelere hizmet ettiği elimizdeki belgelerde kanıtlanmıştır" şeklinde bir ifade kullanıldı.

Bu konuda ABD'den ise henüz karşı bir yanıt gelmedi.

Bağdadi, Zerkavi ya da Bin Laden'in ortak paydaları, sözde dini referans alan terör örgütlerinin baş kesenleri olmaları değil miydi?

Acaba bu hangi sözde dine hizmet etmekti.

ABD'nin bu tür örgütlerin içine ajanlar sokup istediği gibi yönlendirdiği çıkarları doğrultusunda satın aldığını bilmeyen var mı?

Son kullanma tarihleri bitenlerin yerlerine yeni isimler yeni planlarla özdeşleştirilir.

Film bir şekilde hep başa sarar.

Emperyalistler İslam dünyasının kargaşalar deniziyle boğuşmasını, oyalanmasını, başını kaldıramamasını istiyor.

İslam'ın yükselişi ancak böyle ertelenebilir çünkü.

Dayatılan gerçek hesap budur.

ABD, Afganistan'da Taliban hareketinin yıllarca arkasında durdu. Destek verdi.

Şimdi neredeyse 20 yıldır aynı Taliban'ı bitirme gerekçesiyle topraklarında işgal halinde.

Hâlâ da oyalanıyor çıkmamak için.

İşgalden önce Suriye'de DAEŞ'in esamesi okunmuyordu. ABD, Bağdadi liderliğinde bu örgütü kurdu. İstediğini aldı. Kirli bir mendil gibi de kullandı attı. Şimdi, yeni liderle yeni projelere soyunacak.

Suriye'nin kuzeyinde varlığını azaltan ABD, ülkenin doğusundaki Deir Ezzor'a (Deyrizor) sevkiyatlarını artırdı.28 Ekim'de 170 araçlık konvoy gönderdi. Zaten "Petrolü elimizde tutacağız, petrolü seviyorum" diye bir açıklamada da bulunmamış mıydı? Kitabına da uydurdu.

Sevmemesi için bir neden var mı?

Deyrizor petrol tesisinden aylık 45 milyon USD kazanıyor Trump.

Suriye'den çekilen askerlere, eve dönmek istiyoruz lafazanlığına da itibar edilmesin.

4000 paralı asker petrol bölgesine yerleşmeye başladı bile.

ABD Ortadoğu'ya 8 trilyon USD gömdü ama, şimdi hem bu çıktıyı misliyle hanesine yazdırıyor. Hem de paralı lejyonerlerinin maliyetini Suudi Arabistan'a yüklüyor.

Rusya, bu lejyonların yasa dışı olarak Suriye'de bulunduğunu dillendirse de şimdilik düzen bu.

Aralarında zaten paylaştılar bunlar Suriye'yi. Gizli bir anlaşmadan bahsediliyor.

Uzak bir ihtimal mi? Değil tabi ki.  Dış siyaset zaten çıkarlar zeminine inşa edilen bir olgu.

Bazılarının kazandığı ama genelinin kaybettiği coğrafyalarda renkler hep kurşuni kaybedenler için.

Özellikle kırılgan yapılarda bu tip planlar değerine daha bir değer katıyor.

Kapitalizm hangi ülkeye girse, o ülkeyi sömürmeye başlıyor.

Yıllara damga vuran kan emici, emperyalist ABD gerçeği önümüzde.

Bunu görmek için sihirli küreye bakmaya gerek yok.

Ancak, bu her zaman sonucu garanti olmayan bir kumardır.