Bağdat dönemeci (2)

Atilla Akbaş 30 Kasım 2019 Cumartesi, 07:30

Etnik yapılanmanın üç makama paylaştırılmasından ziyade, koltuktakilerin tercihlerindeki bencillikler Iraklının gözünden kaçmadı. Siyasi oluşumların kamu yararı yerine kendi grup çıkarlarını öncelemesi, halk arasında homurdanmalara neden oldu. Yolsuzluk aldı başını gitti. Gelir dağılımındaki dengesizlik zaten fakir olan halkı daha bir yoksulluğa itti. Çünkü örtülü ödenek iş başındaydı.

Dünya Şeffaflık Örgütünün açıkladığı rakamlara göre Irak 180 ülke arasında 168. sırada.

Ülkede 2003'den bu yana 450 milyar usd'lik kamu fonunun kayıp olduğu iddia ediliyor.

Dünya Bankasının 2014 verilerine göre ise 40 milyonluk nüfusun neredeyse dörtte biri günde 1.90 usd gelirle yaşamaya çalışıyor. Elektrik, su, sağlık, ulaşım gibi Temel Kamu Hizmetleri ise oldukça yetersiz ve ihtiyaca karşılık veremeyecek durumda. Nüfusun yüzde 75'i,  35 yaşın altında ve genç işsiz oranı da yüzde 22'lere dayandı.

Irak'ta 83 bine yakın yabancı uyruklunun çok yüksek maaşlı işler de çalışması da öfkeyi tırmandıran ana sebeplerden. Yönetimin özellikle yüksek maaşlı yabancılarla ilgili konuyu acilen çözmesi şart.  Çünkü halk özellikle bu konu üzerinden iktidarı fazlasıyla hırpalar hale geldi.

Nereden nereye...

Bir ülkenin kaderiyle bu kadar mı oynanır?

Realiteler önümde olmasa insan inanamayacak.

İşim gereği geçmişte yaptığım Irak ziyaretleri geliyor aklıma.

Halkının yüzde 80'inin eğitimli, bunlarında yüzde 50'sinin de üst programlara katılmış insanların oluşturduğu bir Irak profiline şahitlik etmiştim.

Petrol fışkıran bu ülke kendine yeten bir ülke haline dönüşebilir mi acaba zamanla?

Bir olasılık, belki...

ASFALT YARIKLARINDAN PETROL ÇIKAN ÜLKE

Aklıma geliverdi birden.

Geçmiş tarih.

İşimiz Denizcilik / Uzak yol Kaptanlığı.

Basra körfezinde birkaç liman yapıp dolandık durduk.

En son demir yeri Irak sularıydı.

Bir denizci olarak karaya ayak basar basmaz en büyük tutkumuz bulunduğumuz ülkeyi gezmek, tanımaya çalışmak olurdu. Basra'dan kiraladığımız eski model bir araba işimize fazlasıyla yarayacaktı.

Bu küçük Irak seyahatimiz, uzun dönem yapılan gemi yolculuğundan sonra enerjimizi geri getirecekti.

Bağdat kenti sınırlarıydı yanılmıyorsam. Güneş fazlasıyla fedakâr. Sıcağın da etkisiyle bunalmış bir vaziyette karayolunda seyrederken, dönemece farkında olmadan biraz hızlı girmişim.  Akabinde beklenmeyen bir gürültü ve sert bir sarsılmayla kendimize geldik!

Aracın sağ ön tekerleği asfalt üzerindeki bir çukura şiddetli bir hızla dalıp çıkmış. Yanımdaki Iraklı rehber arkadaş yüzündeki müstehzi ifadeyle başını arkaya çevirip diğer arkadaşlara doğru gülümseyerek; 

'Yavaş biraz. Asfaltta petrol kuyusu açmaya mı niyetlendin?' demişti.

Araçta bir anda kahkaha tufanı koptu. Sonradan öğrendim ki Irak'ta gerçekten de böyle bir espiri varmış. Yollarından dahi petrol çıkan ülke.

Eski Osmanlı bakiyesi.

İngilizler 1915'de Basra'yı, 1917'de Bağdat'ı, 1918'de Kerkük'ü aldı.

1919 Paris Barış! Konferansıyla bu toprakları Türklerden kopararak 'Irak' adlı yeni bir devlet kurdular. Tabi ki kendi güdümlerinde olmak şartıyla.

Bugün ise, sözde zenginliğin ve alabildiğine sefilliğin kader kabul edildiği yer.

Geri kalmışlığın abidesi olarak kabul edilen bu topraklar, eski çağlarda bilgi ışığının yüz mumluk parladığı yerler olarak itibar görürmüş.

Örnek mi; şuanda bölgenin petrolünü çeken ABD'nin hâkim olduğu bankacılık denen kan emici yaratık, Irak coğrafyasında Sümerler tarafından bugün bombaların düştüğü topraklarda, tarihte bir ilk olarak hayata geçmiş.

Dedik ya, nereden nereye diye.

Artık Irak, o Irak değil maalesef.

Adının da hakkını verircesine uygarlıktan ırak kalmış, uzağa düşmüş.

Başka bir misyon yüklenmiş savaş yorgunu topraklarına. Amerikan İmparatorluğunun benzin istasyonu olmak gibi meselâ. Son haberlere göre Trump ülkeyi dört yönetim bölgesine ayırma kararı almış!

Normal - Süper - Dizel ve Kurşunsuz...

İşte, gerçek hesap bu!