Tüylerimiz diken diken...

Arif Bekir Dangaç 15 Temmuz 2019 Pazartesi, 07:00

Adı her geçtiğinde gözlerimizde tekrar tekrar canlanan, korkusuzca destan yazılan, İnsan-ı beşerin akın akın sokaklara aktığı en uzun gece.

Gelecek nesillere millet olarak yazdığımız destanı gururla anlatacakken bir o kadar hain cuntacılardan utançla, esefle, nefretle bahsedeceğimiz bir gece.
Bahsettiğimiz o gece 251 şehidin ve milletin korkusuzca mermilerin, tankların üzerine yürüyüp destan yazdığı 15 Temmuz gecesi...
Nasıl anlatılabilirdi ki o gece yaşananlar, nasıl olmalıydı da kelimelere dökülmeliydi diye düşünmekteyim çoğu zaman.

Yazılan şiirler, marşlar, ezgiler...

Hiçbiri tam bir şekilde o geceyi anlatamıyordu, tekrar yaşamamak için anlatmamalıydı da belki.

İnsan yine de duyduğunda irkiliyor, yaşadıklarını hatırlayıp duygulanıyor, kinleniyor haliyle.

Zalime, haine karşı olan kinini kuvvetlendiriyor çoğu zaman.
Bizler yazıyoruz, çiziyoruz, okuyoruz ama bir de gazilerimizden dinlemek lazım o geceyi.

Şehitlerimizin ailelerinden, arkadaşlarından dinlemek lazım.

Yakınlarından dinlemek gerek demişken bir anımı paylaşmak istiyorum.

Belki biraz hüzünlü belki biraz gururlu belki de biraz nefret dolu...
Tarih 13 Temmuz 2017 günlerden Perşembe, hain darbe girişiminin üzerinden tam 1 yıl geçmiş ve Cumhurbaşkanlığı tarafından Külliye de gerçekleştirilen şehitleri ve gazileri anma programına davet edilmiştim.

Programa başlama vaktinden biraz önce giderek, ziyaret etmem gereken büyüklerimi ziyaret ederek programa geçtim.

Yine erken gitmiş olacağım ki koltuklar çok dolmamıştı ve boş bulduğum bir koltuğa oturdum.

10-15 dakika geçmeden yanıma orta yaşlı bir amca oturdu.

Esmer, hafif uzun boylu, duruşu dik ama bir o kadar hayatın yorgunluğu yüzüne yansımış biriydi.

İlk kez görmüşlüğümden ötürü sohbet etmeye çekiniyordum.

Öylesine merhabalaştık derken Sayın Cumhurbaşkanımız salona teşrif ettiler.

Program başlamış ve normal seyirde devam ediyordu.

Şehitlerimizin fotoğrafları sahnede oynayan kısa filmin arka planında geçiyor ve tüylerim diken diken oluyordu derken yanımdaki amcanın gözlerinden yaşların geldiğini fark ettim.

Benim gibi duygulandığını düşünmüştüm ama işin aslının öyle olmadığını anlamam çok geç olmadı. Ne oldu amca demeye kalmaz, şuradaki delikanlı benim oğlum, köprüde şehit edildi, demez mi?

İşte o an ne yapacağımı bilemedim.

Empati kurayım desen ne empatisi adamın oğlu şehit olmuş.

Sonra şu cümleler döküldü ağzımdan "Senin oğlun ülkesi, milleti, dini için şehit oldu amca. Senin oğlun Rasul-i Ekrem'e komşu gitti. Ne olur bize şehidimizin hakkını helal et."
Belki de hayatım boyunca "keşke" kelimesini bir o zaman kullanmıştım.

Keşke ben de o köprüde olsaydım demiştim içimden.

Ve yine o gün söz verdim kendime o amcanın akıttığı her gözyaşı için hainlerden hesap soracağım diye.

Rabbim yardımcımız olsun.

Bu vesileyle aziz şehitlerimizi rahmet, gazilerimizi minnetle anıyorum.

Allah bize bir daha "15 Temmuz" yaşatmasın...