Arif Bekir Dangaç 11 Mart 2019 Pazartesi, 07:01

Dua etmek insana verilmiş en güzel hediyedir. İnsanoğlunun ne kadar aciz olduğunu gösterir.

Dua istemektir, istemesini bilene. Dua şükretmektir, hamd etmektir, etmesini bilene...

Dua eller karıncalanana kadar yalvarmaktır, af dilemektir. Aslında dua bir arayıştır. Dua bir bağdır, kuvvetlendirebilene... İşte o bağ bizi hayatta tutan şeydir. Nefsimizi dizginleyen, hata payımızı azaltan, samimiyetimizi kuvvetlendirendir dua. Başımız sıkışınca başvurabileceğimiz açık bir kapıdır.

Geçtiğimiz haftalarda Perşembe'yi Cuma'ya bağlayan gece saat 01.00 civarlarında telefonuma bir bildirim geldi. Gelen mesaj bir video idi. Her hafta aynı saatlerde gelen Cuma mesajları bildirimlerinden bir tanesi gibi duruyordu lakin "Hayırlı Cumalar" yazısı yazmamaktaydı. Bu detay ilgimi çekti ve videoyu dikkatlice izlemeye koyuldum. O sırada yine telefonuma bir mesaj düştü. Mesajda "Bir arkadaş Psikolog arıyor. Tanıdığın biri var mı?" diye bir soru sorulmuştu. Sonra cevap veririm dedim ve bildirimi üstten kaydırarak videoyu dikkatlice izlemeye devam ettim. Video da bir vaiz "Allah'tan istemek" konusu üzerine vaaz veriyordu. İstemeyi bilmediğimizden, Allah'ın emirlerinden ayrıldığımızdan bahsediyordu. Ayet-i Kerimelerden ve Hadis-i Şeriflerden örnekler veriyor, söylediği cümleleri birer birer doğruluyordu. Peki, gerçekten durumumuz bu kadar vahim miydi?

Biz Müslümanlara şöyle uzaktan baktığımızda aslında durum vahim gibi duruyor. Neden diye soracak olursak cevabını daha demin verdik. "Allah'ın emirlerinden ayrıldık" ve tamamıyla kendimizi dünya hayatına kaptırdık. Misafir olarak gittiğim bir yerin duvarında bir yazı asılıydı; "Acaba sırf dünya için mi yaratıldın ki, bütün vaktini ona sarf ediyorsun?" gerçekten beni etkileyen bir soru olmuştu bu. Aslında bizler, gezip tozmayı, eğlenmeyi, canımızın istediğini istediğimiz yerde yapmayı fazla abarttık. Yani anlayacağınız yemeğin tuzunu fazla kaçırdık. Şöyle dönüp baktığımızda bizler nefsimize çok kapılır olduk...

Bu vahim durumu nasıl aşacağız diye sorarsak cevabı hepimizin bildiği kadar basit, yapamamamız kadar zor; Allah'a yönelmek. Terk ettiğimiz 5 vakit namazları kılmaya çalışırken bunun yanında Cuma namazlarını da aksatmamak. Dua etsek mesela, Allah'a derdimizi samimiyetle anlatabilsek. Kuldan istemek gafletinden sıyrılıp Allah'tan istesek ama ezbere değil, gönülden, samimiyetle. Sabretmeyi öğrenebilsek, tevekkül etsek. Ölümü yalnızca geceleyin mezarlık kenarlarından geçerken hatırlamasak mesela, ahiret inancımızı yinelesek. Allah'ın emir ve yasaklarına uymaya özen göstererek ve tüm bunları samimiyetle, inançla yapsak nefsimizi de, psikologluk durumumuzu da yenmiş olacağız kanaatindeyim.

"Dua, dua, eller karıncalanmış;

Yıldızlar avuçta, gök parçalanmış."

- Necip Fazıl Kısakürek