Arif Bekir Dangaç 06 Ocak 2019 Pazar, 08:08

Sahip olduğumuz birçok duygu çeşidi vardır. Nefret, kızgınlık, özlem, üzüntü, sevgi gibi... Her bir duyguyu ayrı ayrı alt başlıklar altında açıklayabiliriz. Peki sevgiyi nasıl açıklarız?

Sevgi ile ilgili, insanı bir kimseye ya da bir şeye karşı yakın ilgi göstermeye yönelten içsel duygu, şeklinde tanımlamalar olsa da bence sevgi kelimesinin yani duygusunun en somut açıklaması ve en samimi örneği, Cennetin ayaklarının altına serildiği annelerimizdir.

Geçtiğimiz günlerde Bursa Uludağ Üniversitesi İlahiyat Fakültesi'nde eğitim gören kardeşlerimin hazırladığı bir programa izleyici olarak katıldım. Bu program samimiyetiyle bütün salonu etkiledi. Konusunun "anne" olması samimi olmasında da büyük bir etkendi tabii ki. Bu programda yaklaşık 10 farklı ülkeden öğrencinin kendi ülkelerinden şairlerin kaleme aldıkları "Anne" konulu şiirleri okumaları kendileri dahil bütün herkesi duygulandırdı. Salondaki herkesin ortak noktası şiir ve anne sevgisi olacak ki, dil ile olmasa bile kalben herkes aynı dili konuştu. Dışarıdan ülkemize okumaya gelen kardeşlerimiz bir nebze de olsa hasretlerini giderdiler.

Programı sevdiğim bir arkadaşım, dostum Arnavutluk vatandaşı Jorgen ile takip ediyordum. O da çoğu öğrenci gibi ailesinden, anasından, babasından uzakta; onlara daha güzel bir hayat sunmak, onları gururlandırmak, ülkesini daha iyi yerlere taşımak için gurbette okuyor. Programda onunda duygulandığını farkettim, duygulanmakta haklıydı da elde olmayan bir şeydi. Aslında ben arkadaşımdan çok diğer kardeşlerimizi düşünüyordum. Aralarında kanayan yaramız Doğu Türkistan ve Suriye gibi ülkelerden savaştan, zulümden sıyrılıp okumaya gelen kardeşlerim vardı. En çok da onlar şiir okurken duygulandım, doğruyu söylemek gerekirse. Çünkü onların bir kısmı anneleriyle görüşemiyorlardı, yaşayıp yaşamadığını bile bilmiyorlardı belki de. Anne hasretiyle yanıyordu yürekleri ama zalimler zulümle ayırmıştı onları. Bu masumiyeti kimsenin bozmaya hakkı yoktu, olamaz da. Keşke bu dünya bu kardeşlerim için daha iyi, daha yaşanılabilir kılabilseydik diye düşündüm kendi kendime.

Bundan yaklaşık 4 sene önce de cenazede bir amcayla tanıştık. Amca dediğim o zaman 55-60 yaşlarındaydı. Cenaze uzak bir yerdeydi, bende oraya cenaze arabasıyla gitmiştim ve dönecek başka araç yoktu. O sıra boş araç ararken bahsetmiş olduğum amca denk geldi. Gideceğimiz yere doğru ilerlerken gözlerinden yaşlar dökülmeye başladı. Amcaya hayırdır diye sormaya kalmadan annesinin mezarını ziyaret ettiğini ve o yüzden ağladığını , hemen ardından da annesine doyamadığını ve bir ömür yaşasa da doyamayacağını söyledi. Amca aslında haklıydı da, anne sevgisini hiç yitirmemişti yüreğinde.

Kısaca kimisi hayattayken hasretle yaşar, kimisi öldüğünde bile hasretle yaşamaya devam eder. Önemli olan bizler için fedakârlık yapan annelerimize bizimde fedakarca yaklaşabilmemiz. Onlara değer vermemiz. Henüz fırsatımız varken, hep birlikte annelerimize tüm içtenliğinizle sarılalım, sarılamıyorsak en azından telefonla arayıp halini hatırını soralım, arayamıyorsak da mektup yazalım. Yeter ki annelerimiz için bir şeyler yapalım. Onlara edebiyatımızın zarif ustası Cahit Zarifoğlu'ndan şu sözü söyleyin; ''Anne, ne olur, eksilme hiç başımızdan... '' Bu söz her şeyi özetleyecektir.