Süleyman Çelebi ve Mevlidi (2)

Ahmet Bayer 08 Şubat 2019 Cuma, 07:03

Mevlid, "doğmak", doğum zamanı" ve "doğum yeri" gibi anlamları olan bir kelimedir. Ancak zamanla Hz. Peygamberin doğum gününü anmak ve kutlamak için yazılan eserlerin genel adı haline dönüşmüştür. Süleyman Çelebi'nin, Peygamber sevgisiyle yazdığı ve "Vesîletü'n-Necât" (kurtuluş vesilesi) adını verdiği kitabı, zamanla halk arasında "Mevlid" ismiyle ile şöhret bulmuştur.

Mevlidin yazılış sebebi:

İslâm Ansiklopedisi'nde verilen bilgiye göre mevlidin yazılmasına sebep olan hadise özetle şöyledir:

Süleyman Çelebi'nin imamlık yaptığı yıllarda Ulu Cami kürsisinden bâtınî fikirleri savunan (İran asıllı olduğu da söylenen) bir vaiz: "Biz Allah'ın peygamberlerinden hiçbirini diğerinden ayırt etmeyiz." anlamına gelen Bakara, 285. ayetini tefsir ederken, peygamberler arasında hiçbir fark olmadığını bu ayet gereğince Hz. Muhammed'i, (diğer peygamberlerden) Hz. İsa'dan üstün görmediğini vurgulayarak anlatır.

Cemaat buna itiraz eder. Özellikle camide bulanan bir âlim zat ortaya kuvvetli delililer koyarak ayetin tefsirini yanlış yaptığını söyler. Söyler ama dinleyen kim? Ağzı laf eden vaiz, daha da ileri giderek bildiğini okumaya devam eder. İtiraz eden kişi:

"- Ey cahil! Sen tefsir ilmini de bilmiyorsun. 'Peygamberler arasında fark yoktur' demekten maksat, resûllük ve nebîlik görevi bakımındandır. Yoksa mertebe ve fazilet bakımından değildir." der ve Bakara, 253. ayeti delil getirerek:

- Eğer senin dediğin gibi olsaydı, "O, peygamberlerin bir kısmını diğerlerinden üstün kıldık" anlamındaki ayeti kerime nazil olur muydu hiç? der. Ama ne gariptir ki, kürsüde olan cemaate hâkimdir. Neticede cemaat, vaizin tarafını tutar. Peygamber sevgisiyle gönlü dolu olan bu zat, Suriye, Mısır ve Arabistan'a kadar giderek görüşünün lehine fetvalar getirirse de, vaizi ikna edemez. Ne gariptir ki, (peygamberi ve sünnetini devre dışı bırakmak isteyenlerin -bu gün de olduğu gibi-) ağzı laf eden ve birtakım mugalatalarla halkı ikna eden vaiz, ileri sürdüğü fikirler hakkında hayli taraftar toplar.

Bu tartışmaların devam ettiği günlerde Süleyman Çelebi, olanları üzüntüyle izler. Vaizin sözlerinden son derece müteessir olur. Hatta bir takım din adamlarının da Hz. Muhammed (sav)'i, (günümüzün televizyon bülbülleri gibi) adeta, "O'da bizim gibi bir insandı, Allah ile peygamber arasında postacı gibiydi. Vazifesini yaptı ve gitti" diye basite indirgeyerek anlattıklarını görünce duygulanır, üzülür ve herkesin anlayabileceği şekilde ehlisünnet itikadına uygun, doğru, sade ve manzum bir eser yazar.

Hazreti Muhammed'in diğer peygamberlerden daha faziletli olduğunu ve hatta Hz. İsa peygamberin Hz. Muhammed'e ümmet olmayı arzu ettiğini dile getiren şiirinin ilk beş beytini irticalen okur.

"Hem dahi Mûsâ elindeki asâ,

Oldu O'nun izzetine ejderhâ.

Ölmeyip İsa göğe buldu yol,

Ümmetinden olmak için idi ol.

Çok temenni kıldılar Hak'tan bular

Ki Muhammed ümmetinden olalar.

Gerçi kim bular dahi mürsel durur,

LikAhmedefdal-ü ekmel durur

Zira ol efdalliğeelyak durur

Ânı böyle bilmeyenler ahmak durur" diyerek, Hz. Muhammed'in üstünlüğünü kabul etmeyenlerin ahmakça davrandıklarını açıkça dile getirir. Ve münakaşaya son verir. Avam havas herkes tarafından çok beğenilen bu şiirinden sonra mevlidini yazmaya başlar ve Allah'ın izniyle bunda da muvaffak olur.

Duygu, düşünce ve hislerini, samimi ve inandırıcı bir tarzda dile getiren Süleyman Çelebi hem kültürlü zümreye, hem de halka hitap edebilecek mühim bir eser meydana getirmiştir. Hz. Muhammed (sav)'in yaratılmışların en faziletlisi olduğunu en güzel şekilde ifade etmitir. Aradan asırlar geçtiği ve -merhum Prof. Tayyip Okiç'in derinliğine araştırmasını yapıp isimlerini verdiği gibi,[1]- değişik dillerde yüze yakın mevlit yazıldığı halde, hiçbirisi Süleyman Çelebi'nin eseri gibi kalıcı ve meşhur olmamıştır. Zira o taklit edilemez bir üslupla kaleme alınmış ve yazıldığı günden günümüze kadar aynı kıymet ve rağbeti muhafaza etmiştir ve etmektedir.

Edebiyat tarihimize damgasını vuran ve asırlardır insanımızın yaşadığı yeryüzünün her yerinde aşkla okunup şevkle dinlenen, hakkında sayısız kitap, makale, şiir yazılıp filimler çevrilen, yapılan programlarla hergün ruhuna binlerce Fatihalar okunan, Süleyman Çelebi ve Mevlidini bir iki yazıya sığdırmak elbette ki mümkün değildir; ama İnşaallah özetleyerek haftaya bitirme istiyorum.

Hayırlı cumalar. Selam ve dua ile...


[1] İslâmî ilimler Fak. Dergisi sayı 1, Erzurum  )