Sağlık her şeyin başıdır

Ahmet Bayer 16 Ağustos 2019 Cuma, 07:00

Yıllar önce yaptığı ameliyatla beni sağlığıma kavuşturan doktorlara teşekkür mahiyetinde yazdığım bir yazımı faydalı olur ümidiyle sizlere sunuyorum. İşte o yazım:

Evet, sağlık her şeyin başıdır. Sağlıktan büyük servet yoktur. Hayatta başarının birinci şartı sağlıklı olmaktır. Mutluluk, vücut sağlığındadır. Sağlık ve afiyet olmadan hayatın tadı da yoktur. Ancak, sağlıklı insanlar hayatlarından lezzet alırlar ve ancak onlar, her şeyi ile ilahi hitabın muhatabı olurlar.

Sağlık önemli bir nimettir. Bedenimiz ve sağlığımız bize emanettir. Onu bize emanet eden Rabbimiz, her türlü tehlike ve zararlı şeylerden korumamızı istemiştir. "Kendi elinizle kendinizi tehlikeye atmayın, helake sürüklenmeyin" buyurmuştur. (Bakara 195)

"İki nimet vardır ki, insanların çoğu onların kıymetini bilemez ve aldanırlar. Bunlar, sıhhat ve boş vakittir" buyuran Allah Resulü, "Senin üzerinde, vücudunun da hakkı vardır.Beş şey gelmeden önce, beş şeyi ganimet bil: İhtiyarlık gelmeden önce gençliğini, hastalanmadan önce sıhhatini, meşguliyet gelip çatmadan önce boş vaktini, fakir düşmeden önce zenginliğini, ölmeden önce hayatını ganimet bil." buyurmuşlardır.

'Ya Resûlullah! Hasta olup sabretmem mi, yoksa tedavi olup şükretmem mi daha iyidir' diyen Ebu Zerr-i Ğıfarî'ye, Peygamberimiz (sav):

"Ey EbaZerr! Allah senin gibi sağlıklı olanları sever" buyurmuşlar.

Hz. Ebubekir (r.a): "Kimseye imandan sonra, sağlıktan daha üstün bir nimet verilmemiştir " demiş, Hz. Ali (k.v) ise: "İnsan her şeyden çok sağlığına dikkat etmeli, çünkü her maksadın gerçekleşmesi, vücut sağlığına bağlıdır " buyurmuşlardır.

Cihan padişahı Kanunî Sultan Süleyman; "Halk içinde muteber bir nesne yok devlet gibi / Olmaya devlet cihanda bir nefes sıhhat gibi"  diyerek sıhhatin en büyük devlet, en büyük nimet olduğunu vurgulamışlardır.

Hayatta en çok aranan şey; güzellik, sağlık ve sevgidir. "Baş sağlığı, dünya varlığıdır" diyen atalarımız, sağlığın, varlıktan daha önemli olduğunu veciz bir şekilde ifade etmişlerdir. Alman fikir adamı Goethe: "İnsanlar, önce para kazanmak için sağlıklarını harcarlar, sonra da, sağlıklarını kazanmak için paralarını harcarlar" diyor.

İngilizlerin, "İhtiyarlar yapabilse, gençler bilebilse" diye bir sözü vardır. Son derece doğrudur. Dedelerimiz: "İnsan gençliğinden ihtiyarlığına sağlık saklamalıdır" derler. Bu sözle, delikanlılıkta insanın, sıhhatin kıymetini bilemediğini anlatmak isterler.

Sağlık, servete benzer; değeri, ancak elden gittikten sonra anlaşılır. Biz insanlar sıhhatin servet olduğuna inanırız, sonra da onu servet yüzünden harap ederiz. Sıhhatin servet olduğuna inananların, onu, israf etmemeyi de öğrenmesi gerekmez mi? Mevlâna Hz.leri: "ucuz şeyin kıymeti pek bilinmez, canı para ile almadığın için değerini bilmiyorsun" diyor.

Doktorların piri diyebileceğimiz Hippocrates: "Bir hastalığın en güzel ilacı, o hastalığa yakalanmamanın çarelerini öğrenmektir." diyor.

Atalarımız insanı helak eden: tuz, un ve şekerden ibaret olan üç beyazdan sakının der. Bunlardan daha tehlikeli ve insanın iki dünyasını birden helak eden dördüncü beyazı, belki de kendi zamanlarında olmadığı için ifade etmezler.

"Sağlık istersen çok yeme, saygı istersen çok deme" diyen atalarımız; Efendimiz (sav)'in "acıkmadan yemeyiniz, tıka basa doymadan sofradan kalkınız" hadisini iyi kavramışlar. Büyüklerimizden tasavvufun esası olarak duyduğumuz, "kıllet'üt taam, kıllet'ünniyam ve kıllet'ül kelam;" az ye, az uyu ve az konuş formülü anladığım kadarıyla sağlıklı yaşamanın da esasını teşkil ediyor.

Lord Fisher diyor ki: "Az yiyin, çok çiğneyin; az konuşun, çok ifade edin; az korkun, çok ümit edin ve az kızın, çok sevinin." Yine bir İngiliz Atasözünde: " Dünyanın en iyi hekimleri: Dr. Perhiz, Dr. Sessizlik ve Dr. Neşe" olarak tanıtılıyor.

Allah Rasulü (sav) buyuruyor. "İnsanların en hayırlısı insanlara faydalı olanıdır." İnsanlara en faydalı iş ise sağlık konusunda yardımcı olmaktır denilse yeridir.

Belki de hastalıkların ve hastalarının çokluğu, onların derdine çare bulamamanın ızdırabını taşıyan bir doktorun bedbin düşüncesini ifade ediş tarzı hoşuma gider. Sizinle paylaşmak isterim:

"İhtiyarımla acep ben hiç olur muydum tabip / Ger bileydim âlemin bunca devasız derdini." İyi ki tüm doktorlar böyle değil, ama hastasını ticaret metaı olarak gören doktorlardan da Allah'a sığınıyoruz.

Eski bir hatıramı yazarak yazımı bitiriyorum. İmam Hatip Lisesi orta kısmında öğrenci idim. Türkiye'nin ileri gelen ilim adamlarından bir

Profesör "İslam ve İlim" konulu bir konferans veriyordu. Konferansın sonuna doğru "İlim ikidir; önce beden ilmi sonra din ilmi" diye bir hadis nakletti. O günkü aklım ve anlayışımla böyle hadis olmaz, din ilmi her şeyin önündedir, önünde gelmelidir. Yazık, profesör olmuş ama bunu öğrenememiş diye düşünmüştüm.

Belli tahsil ve kültürü edinip elli yaşını geçtikten sonra şimdi çok daha iyi anlıyorum ki, sağlık ve sıhhat olmadan hiç bir şey yapılamıyormuş. Din de yaşanamıyor, dindarlık ta olmuyormuş. Evet, sağlık her şeyin başı, mutlu olmanın temel esaslarından birisiymiş.

İnsan ancak, belli yaştan sonra anlıyormuş sağlığın, sağlıklıların başında bir taç olduğunu ve onu hastalardan başkasının göremediğini. Yine insan ancak, kırk yaşından sonra öğreniyormuş organlarının isimlerini ve nerede olduğunu.

Hâlbuki daha ilkokulda öğrenmiştik peygamberimizin (sav): Beş şey gelip çatmadan önce beş şeyin kıymetinin bilinmesi lazım geldiğini. Ve onlardan birisinin de " hastalık gelip çatmadan önce sağlığınızın kıymetini biliniz" hadisi olduğunu. Arapların bir atasözü var. "Men lemyezuklemya'rif", "tatmayan bilemez." Hocamız İsmail Hakkı Bey, belki de bize öğretmek için bunu latifeyle ifade eder ve derdi ki: "Men lemyezuk, bilmez yazık"

*

Burnumdaki kemik eğriliği yüzünden yıllardır nefes almakta zorluk çekiyor, rahat bir uyku uyuyamıyordum. Allah (cc) kendilerinden razı olsun; Dr. Rıfkı Babalık'ın, "Eğer ameliyat olabiliyorsan ol. Sonraki yıllarda daha da zorlanacaksın" diye beni teşvikiyle ameliyat oldum. Rabbime şükürler olsun hayatımın akışı değişti. Fevkalade rahatladım. Her nefes aldıkça, Allah'a daha çok şükrediyor, bu tatlı nefesi almama vesile olan doktorlara teşekkür ediyorum. Burnumdan giren nefes, ta ciğerlerime gidiyor. Ne güzel şeymiş bu. Yıllardır bu hazdan mahrumdum. Sabahları sopa yemiş gibi uyandığım uykumdan şimdi, dinlenmiş olarak kalkıyorum. Ameliyat öncesi, kısa mesafelere bile arabaya binmek istiyordum, şimdi yürümeyi sever hale geldim. Kendimi daha dinç ve sağlıklı hissediyorum.

Dostane ve candan alakalarıyla, rahat nefes almama vesile olan doktorlara teşekkür ediyor, sağlıklı ve başarılı günler diliyorum. Cumanız mübarek olsun. Sağlık ve dua ile...