1913 yılında Marsilya’da doğan Garaudy 1952 yılında Sorbone Üniversitesi’nden edebiyat dalında,1954’te de SSCB Bilimler Akademisi’nden bilim dalında doktor unvanını aldı. Marksist inceleme ve araştırmalar merkezi müdürlüğü yaptı. Fransız Komünist Partisinde zirveye tırmanmışken yaptığı tenkitlere kulak verilmediği için bu kuruluştan koptu. Fransız Parlrmentosu’nda milletvekili, Parlamento Başkan Yardımcısı, Milli Eğitim Komisyonu üyesi ve Senatör olarak görev yaptı. Daha sonra Üniversitedeki Profesörlüğe döndü. Emekliye ayrıldıktan sonra telif çalışmalarına hız verdi.
Çağımızın yetiştirdiği dev düşünürlerden biri olan yazar, İslam’ı seçip Filistin halkını İsrail’e karşı savunmaya başladıktan sonra, pek çoğu İsrail taraflısı sermayenin elinde olan Batı basın yayın organları ve büyük yayın evleri tarafından dışlandı. Avrupa ve Amerika kitle iletişim araçları kendisine tam bir ambargo koydu. Öyle ki, geçmişte her gün bir gazetenin, derginin bir radyonun, televizyonun misafiri iken bu iletişim araçları kendisini tamamen yok saydılar. Kendisinden tek satırla, tek kelimeyle dahi bahsetmez ve kendisine söz hakkı vermez oldular.
Roger Garaudy(roje garodi) engin bir kültüre sahip bir düşünür olduğu için eserlerini de belli bir kültüre sahip olanlar okumaktadır. Hayatı boyunca 53 kitap yazmış kitapları 29 dile çevrilmiş, eserleri hakkında dünyada 26 tez yapılmış ve kitapları hakkında Roman Rolland, François Maurial, Aragon gibi pek çok “yazar”ın takdir ve tebriklerini almıştır.
Garaudy aslında komünist partisinden ayrılmaz ihraç edilir. Bu ihracı kendisi şöyle aktarır:”Otuz üç yıldır üyesi ve yirmi yıldır da yöneticilerinden biri olduğum komünist parti, 1970’te beni ihraç etti. Çünkü şu demeci vermiştim: Sovyetler Birliği, Sosyalist bir ülke değildir.”Diğer taraftan “Pavlus’un İsa’sı, Hz İsa değildir!”diye yazdığında Hz İsa’dan beslenenlerin hışmına uğrar. Bir kısım Müslümanlar da kendine kızar. Çünkü o “İslamcılık, İslamın bir hastalığıdır” der.
Faysal ödülünü alırken şu sözü söylemesi ise hiç tasvip görmemiştir;”Ben İslam’a bir kolumun altında İncil, diğerinde Marks’ın “kapitali “ile giriyorum!”
Bütün bu söyleyip yazdıkları, sert fakat nezaket hudutlarını aşmayan tartışmalar doğurdu. Fakat ne zaman ki “Yahudilik saygı duyduğum bir din, Siyonizm ise mücadele ettiğim bir siyasettir” beyanatında bulunur yer yerinden oynar ve artık mahkemelerden, tehditlerden, baskılardan kurtulamaz. Bir Siyonist lobisi, bütün Yahudiler adına konuştuğu iddiasıyla, derhal mahkemeye verir. Yerel mahkeme Garaudy’i haklı bulur, üst mahkeme de yerel mahkemenin kararını yerinde bulur. Dava yargıtaya taşınır. Yargıtay her iki mahkemenin kararını bozar ve Garaudy’i 35 bin Evro cezaya çarptırır. Çünkü İsrail lobisi bu işin peşini bırakmamıştır.
Garaudy, “Siyonizmiz mantığı daimi savaştır” der ve ilave eder; “Yani Siyonizm,Durmont’dan, Hitler’e uzanan en azılı Yahudi düşmanlarının hayal ettikleri şu hedefi kendisi bizzat gerçekleştirdi: Bütün “Yahudi”leri dünya çapında bir gettoya hapsetmek.Şu hale antisemitizm,yani Yahudi düşmanlığı ile Siyonizm ikiz kardeştir.” Yahudi’lerin kendilerini Tanrı’nın seçilmiş halkı görmelerini tenkit eder ve bazı Musevi ve Hıristiyan ilahiyatçıları gibi bunu vurgular;”Kendisine diğer halkları hor görme ve imha etme hakkı tanıdığı tek bir halkı seçmiş olan bir Tanrı, bütün insanların Allah’ı olamaz.” İsrail devleti ile ilgili en kısa ve en çarpıcı tesbiti yapmıştır. İsrail Devleti’nin ‘ateistlerin kurduğu bir din devletidir’ diyordu. O Halde, dinin siyasete alet edilmesinin en tipik örneği İsrail’dir.